| Bulgaristan'da Demokrasi Yıllarında Türkçe Eğitim |
|
|
|
| Mehmet Türker tarafından yazıldı. | |
| Pazartesi, 28 Haziran 2010 21:54 | |
|
Eğitim, bireyin doğumundan ölümüne süregelen bir olgu olduğundan ve politik, sosyal, kültürel ve bireysel boyutları aynı anda içinde bulundurduğundan, tanımının yapılması zor olan bir kavramdır. Bireylerin toplumun standartlarını, inançlarını ve yaşama yollarını kazanmasında etkili olan tüm sosyal süreçlerdir. Kişinin yaşadığı toplum içinde değeri olan, yetenek, tutum ve diğer davranış biçimlerini geliştirdiği süreçlerin tümüdür. Eğitim insanı insan yapan değerler silsilesini nesilden nesile aktaran çok sağlam bir araçtır. Belki de insanların toplumsal varlık olması dolayısıyla bu kurum hiçbir zaman yıkılamamıştır. Ve eğitime olan ihtiyaç hiçbir zaman tükenmek bilmemiştir ve bitmeyecektir. İnsanın keşif yoluyla kendi içine doğru bir yolculuğa çıkarak kendi kendini keşfetmesi, cevherine ulaşması açısından eğitim çok önemli unsurlara sahiptir. Bu unsurlar insanın öğrenebilme kapasitesi, öğrenmeye duyduğu açlık, merak, sorgulama, anlamlandırma eğilimleri ile sıkı bir bağ içerisindedir. Kişinin ömrünün sonuna kadar süren eğitimde en önemli unsurların başında anadili gelir. Hatta bununla ilgili çağdaş insanın ortak birikimleri ve değerleri arasında İnsan Hakları ve Çocuk Hakları Evrensel Bildirgeleri de vardır. Her iki bildirge de insanın eğitimine ve anadilinde eğitim hakkına özel vurgu yapar. Eğitim hakkı insani, temel bir haktır. Anadilde eğitim ise çocuğun sağlıklı gelişimi açısından vazgeçilmez bir öneme sahiptir. Uluslararası sözleşmelerde kendine yer edinmesi de bu yüzdendir. Bilimsel araştırma ve gözlem süreçlerinin sonucunda kendine özgü kavramları olan bir içeriğe de kavuşmuştur. Dil, insanlar arasındaki anlaşma ve iletişimin en önemli aracıdır. Anadil ise, çocuğun başta ailesi olmak üzere, soyu, çevresi ve ulusundan bilinçli bir öğrenim süreci olmadan edindiği dildir. Bu bakımdan anadili “çocuğun anasının konuştuğu dil” gibi tanımlamaya kalkanlar gerçeği bilinçlice örtbas etme gayretindedirler. Topluluk kültürünün yaşatılması ve sonraki kuşaklara aktarılması açısından yazılı dil çok önemlidir.
Burada yirmi yıl önce komünist rejimin çöktüğü ve demokratik sistemin kurallarının çalıştığı Bulgaristan'da Türkçe eğitimin tarihsel sürecini değil bugünkü durumunu değerlendirmek istiyorum.
Bulgaristan'da Türkçe eğitim Osmanlı, Balkanlar’dan çekildikten sonra da devam etmiştir. Bulgaristan'daki Türk aydınları, ana dillerine her zaman duyarlı kalmış, dillerini ve kültürlerini koruyup geliştirmekte gereken önemi ve çabayı göstermişlerdir. Dolaysıyla her fırsatta bu sorunları dile getirip çözüm yolları aramak Bulgaristan Türkleri olarak bizler için her zaman önemli olmuştur. Ta ki 1973 yıllarında ana dilde eğitiminin yasaklandığı günlere kadar. Bu ülkede 20 yıl kadar Türkçe eğitime devletçe ara verilmiştir. 1989’daki büyük göç ile Türk öğretmenlerin çoğu Türkiye'ye gitmişti. O yıllarda Türkçe dersleri lise mezunu, kendine kadar okuyup yazmayı bile beceremeyen “öğretmenlere” kalmıştı. Bu kez de Türkçe öğretmen yetiştirilmesi gündeme geldi. Nitekim 1992'de Kırcaali Öğretmen Enstitüsü ve Şumnu Yüksek Pedagoji Enstitüleri'ne Türkçe öğretmeni yetiştirecek sınıflar açıldı. Benzer şekilde 1990'da Sofya'da İslam Enstitüsü, Şumnu, Rusçuk ve Mestanlı’da imam-hatip liseleri açıldı. 1996 yılında kabul edilen yeni Yüksek Öğrenim Kanunu ile Şumnu Yüksek Pedagoji Enstitüsü üniversiteye dönüştürüldü, Kırcaali Öğretmen Enstitüsü de Plovdiv Üniversitesi'nin bir şubesi olarak eğitim fakültesine dönüştürüldü. Her iki eğitim kurumun da Türkçe bölümleri öğrenci kabul etmeye devam etti. Daha sonraları bu bölümlerde ders veren Türkoloji uzmanları Sofya Üniversitesi'nden emekliye ayrılınca Kırcaali Eğitim Fakültesi'ne kadroya alındılarsa da kendileri Sofya'da kalarak ve ayda sadece 1-2 defa Kırcaali'ye gelerek ders veriyorlardı. Fakat daha sonraları bu konuda fakülte yönetimi ile aralarında anlaşmazlık çıkınca görevden ayrıldılar ve burada Türkçe öğretmeni yetiştirecek sınıflar açıldıysa da 10 yıla aşkın bir zaman içerisinde bu eğitim kurumunda Türkçe bölümünü devem ettirecek öğretim üyeleri yetiştirilmesine imkân verilmedi. Öte yandan okullardaki Türkçe öğretmenlerinin işlerindeki belirsizliği ve çoğu zaman kadro dışı bırakılması öğretmen adaylarının Türkçe öğretmenliğine olan ilgisini azalttı. Böylece 2004 yılında Kırcaali Öğretmen Enstitüsü’nde, Türkçe bölümünde ders verecek öğretim üyesi kalmadı, üniversite adayları bu bölüme ilgi göstermiyor bahanesiyle yeni öğrenci kabul edilmedi.
Ben sözlerime son vermeden önce insan için anadilinin ne kadar önemli olduğunu şu örnekle ifade etmek istiyorum.
Sadece anadili Avarca ile şiirler yazan Dağıstanlı şair Resul Hamzat, Fransa ziyaretinde, vaktiyle Dağıstan’dan kaçmış bir ressamla tanışmış. Ressam şaire doğduğu yeri söylemiş. Şair memleketine dönünce, ressamın yakını olup olmadığını soruşturmuş. Ressamın annesi sağ imiş. Şair, anayı bulup ona uzun uzun oğlunu anlatmış. Sonunda ana ressama “Oğlumla benim ona öğrettiğim dilde mi konuştunuz?” diye sormuş. Şairin cevabı “Hayır ana; oğlun senin ona öğrettiğin anadilini unutmuş. Onunla tercüman aracılığıyla konuştuk” olunca, ana o dakika başına siyah örtüsünü çekmiş ve “Benim oğlum ölmüş!” cevabını verip ağlamaya başlamış. Hepinize teşekkür eder, saygılar sunarım.
|





