M.Kemal Atatürk
ataturk14vh7.jpg
Ana Menü
Anasayfa
Bağlantılar
Resimler
Haberler
Faaliyetler
Duyurular
Rumeli-Balkan
Genel Bilgiler
Tarihi Eserler
Ülkeler
Namaz Vakitleri
İstatistikler
Üyeler : 31
İçerik : 1122
Web Bağlantıları : 102
Tıklanma : 93951
Kimler Sitede
Şu anda 3 konuk çevrimiçi
Galeri Bilgileri
  • Resimler:   188
  • Kategoriler:   16
  • Tıklananlar:   12198
  • Yorumlar:   65
  • Oylamalar:   56
Resimler
E - Konsolosluk

İletişim

Adres: Büyükpostane Cad. Hekim Çıkmazı No: 11 Ara Han Kat:2 / 203 Sirkeci - Eminönü / İstanbul

E.Posta: rumelibalkanfederasyonu@yahoo.com

Tel & Faks: +90 212 527 07 87

Bulgaristan'da Demokrasi Yıllarında Türkçe Eğitim PDF Yazdır e-Posta
Mehmet Türker tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 28 Haziran 2010 21:54

Eğitim, bireyin doğumundan ölümüne süregelen bir olgu olduğundan ve politik, sosyal, kültürel ve bireysel boyutları aynı anda içinde bulundurduğundan, tanımının yapılması zor olan bir kavramdır. Bireylerin toplumun standartlarını, inançlarını ve yaşama yollarını kazanmasında etkili olan tüm sosyal süreçlerdir. Kişinin yaşadığı toplum içinde değeri olan, yetenek, tutum ve diğer davranış biçimlerini geliştirdiği süreçlerin tümüdür.
Genellikle resmi, yani kurumsal, eğitimle yan yana kullanıldıklarından öğretim veya öğrenim gibi kavramlarla sıkça karıştırılmaktadır. Bu söylemde düşünüldüğünde eğitim kavramı iki genel çatıda tartışılabilir: toplumsal ve kurumsal eğitim.

Eğitim insanı insan yapan değerler silsilesini nesilden nesile aktaran çok sağlam bir araçtır. Belki de insanların toplumsal varlık olması dolayısıyla bu kurum hiçbir zaman yıkılamamıştır. Ve eğitime olan ihtiyaç hiçbir zaman tükenmek bilmemiştir ve bitmeyecektir. İnsanın keşif yoluyla kendi içine doğru bir yolculuğa çıkarak kendi kendini keşfetmesi, cevherine ulaşması açısından eğitim çok önemli unsurlara sahiptir. Bu unsurlar insanın öğrenebilme kapasitesi, öğrenmeye duyduğu açlık, merak, sorgulama, anlamlandırma eğilimleri ile sıkı bir bağ içerisindedir.

Kişinin ömrünün sonuna kadar süren eğitimde en önemli unsurların başında anadili gelir. Hatta bununla ilgili çağdaş insanın ortak birikimleri ve değerleri arasında İnsan Hakları ve Çocuk Hakları Evrensel Bildirgeleri de vardır. Her iki bildirge de insanın eğitimine ve anadilinde eğitim hakkına özel vurgu yapar. Eğitim hakkı insani, temel bir haktır. Anadilde eğitim ise çocuğun sağlıklı gelişimi açısından vazgeçilmez bir öneme sahiptir. Uluslararası sözleşmelerde kendine yer edinmesi de bu yüzdendir. Bilimsel araştırma ve gözlem süreçlerinin sonucunda kendine özgü kavramları olan bir içeriğe de kavuşmuştur.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda 20 Kasım 1989’da kabul edilen Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde “Soya, dine ya da dile dayalı azınlıkların ya da yerli halkların var olduğu devletlerde, böyle bir azınlığa mensup olan ya da yerli halktan olan çocuk, ait olduğu azınlık topluluğunun diğer üyeleri ile birlikte kendi kültüründen yararlanma, kendi dinine inanma ve uygulama ve kendi dilini kullanma hakkından yoksun bırakılamaz” (30.madde) yazıyor.

Dil, insanlar arasındaki anlaşma ve iletişimin en önemli aracıdır. Anadil ise, çocuğun başta ailesi olmak üzere, soyu, çevresi ve ulusundan bilinçli bir öğrenim süreci olmadan edindiği dildir. Bu bakımdan anadili “çocuğun anasının konuştuğu dil” gibi tanımlamaya kalkanlar gerçeği bilinçlice örtbas etme gayretindedirler. Topluluk kültürünün yaşatılması ve sonraki kuşaklara aktarılması açısından yazılı dil çok önemlidir.

Çocuk okul çağına gelinceye kadar temel dil yeteneklerini kazanır. Edindiği sözcüklerle düşünür, dış dünya ile bağlantısını sözcüklerle kurar. Yani gelişimi ve iletişimi; anlaşması, anlaşılması bu zihinsel süreç ve de buna aracılık eden dil ile ortaya dökülür.

 

Burada yirmi yıl önce komünist rejimin çöktüğü ve demokratik sistemin kurallarının çalıştığı Bulgaristan'da Türkçe eğitimin tarihsel sürecini değil bugünkü durumunu değerlendirmek istiyorum.

Bulgaristan'da Türkçe eğitim Osmanlı, Balkanlar’dan çekildikten sonra da devam etmiştir. Bulgaristan'daki Türk aydınları, ana dillerine her zaman duyarlı kalmış, dillerini ve kültürlerini koruyup geliştirmekte gereken önemi ve çabayı göstermişlerdir. Dolaysıyla her fırsatta bu sorunları dile getirip çözüm yolları aramak Bulgaristan Türkleri olarak bizler için her zaman önemli olmuştur. Ta ki 1973 yıllarında ana dilde eğitiminin yasaklandığı günlere kadar. Bu ülkede 20 yıl kadar Türkçe eğitime devletçe ara verilmiştir.

20 yıl önce Bulgaristan'dan ayrılıp, İstanbul’a yerleşmiş olsam da orayla irtibatım hiç kesilmedi. Son yıllarda Bulgaristan ziyaretlerim daha da sıklaştı. Bu ziyaretlerim sırasında oradaki Türkçe eğitim gözlemlediğim en önemli konulardan biridir. Özellikle Türkçe eğitimin günümüzdeki durumuna göz atacak olursak durum son derece vahimdir. Temmuz 1991'de resmileşen yeni Bulgaristan Anayasası, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda 20 Kasım 1989’da kabul edilen Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne istinaden azınlıklara kendi ana dilini öğrenme ve kullanma hakkı tanıdı. Buna rağmen Türk öğrencilerin Türkçe dersler alması sürekli erteleniyor ve bir türlü uygulamaya geçilmiyordu. Bunun üzerine Türk çocukların velileri, çocuklarını okullara göndermeyerek, iki hafta kadar bir süre Bulgaristan yönetimini protesto ettiler. Bu tepkiler karşısında Eğitim Bakanlığı, Türkçe dersleri seçmeli ders olarak programa aldı. Aldı almasına fakat bu sefer de çocukları okutacak öğretmen yoktu, çünkü

1989’daki büyük göç ile Türk öğretmenlerin çoğu Türkiye'ye gitmişti. O yıllarda Türkçe dersleri lise mezunu, kendine kadar okuyup yazmayı bile beceremeyen “öğretmenlere” kalmıştı. Bu kez de Türkçe öğretmen yetiştirilmesi gündeme geldi. Nitekim 1992'de Kırcaali Öğretmen Enstitüsü ve Şumnu Yüksek Pedagoji Enstitüleri'ne Türkçe öğretmeni yetiştirecek sınıflar açıldı. Benzer şekilde 1990'da Sofya'da İslam Enstitüsü, Şumnu, Rusçuk ve Mestanlı’da imam-hatip liseleri açıldı.
Yeni Bulgaristan Anayasası, azınlıklara kendi ana dillerinde öğrenme ve kullanma hakkı tanıdı, fakat uygulamaya göre, Bulgaristan’da okuyan her öğrenci okuluna müracaatta bulunarak müfredat dışı anadilini öğrenebilir. Burada çarpıcı olan nokta Türkçe eğitimin müfredat dışı tutulması ve ders saatlerinin dışında bırakılmasıdır. Her öğrencinin bir çocuk olduğu da düşünülürse, çoğu öğrenci okulda bir saat fazla kalmak istemeyecektir. Bu şekilde bir yandan kalifiye öğretmen ve kitap eksikliği öte yandan Türkçe derslerinin ders saatlerinin dışında öğretilmesi sebebiyle Türkçe eğitimin önünde birer engel teşkil etmiş oluyordu.
Bazı istatistiklerde doksanlı yılların başında Bulgaristan’daki eğitim sisteminde Türkçe derslere giren öğrenci sayısının 115 bin civarında olduğunu belirtilmişti. Bugün tüm ülkede Türkçe eğitim gören çocukların sayısının 15 binlere gerilediği bilinmektedir.
1992 yılından bu yana yeni ders kitaplarının basılmamış olması, her yıl okullara kayıt olan yüzlerce öğrencinin, Türkçe derslerine olan hevesini de kırmıştır. Öğrenciler, ders yapacak sınıf ve öğretmen bulsalar bile, bu dersleri gerektiği seviyede geliştirmelerine yardımcı olacak kitapları bulamıyorlar.
Türkçe eğitime başka bir engel ise anadili eğitiminin seçmeli yabancı dil eğitimi olarak alınabilmesine dair yönetmeliktir. Bu durumda Türk çocuklarını Türkçe ile yabancı dil arasında bir tercih karmaşasına itmektedir. Bütün bu olumsuzluklara bir de okul müdürlerinden Bulgar ırkçılığı duygularına sahip olanların “gerekli talep ve kalifiye öğretmen yok” diyerek Türkçe eğitimi dolaylı olarak engellemeye çalışmaları da eklenecek olursa durumun ciddiyeti anlaşılabilir.

1992 yılında Kırcaali Öğretmen Enstitüsü'nde Türkçe öğretmeni yetiştirecek sınıflar açıldı. Bu yüksek eğitim kurumunda Türkçe bölümlerinde ders vermek üzere Sofya Üniversitesi’nden öğretim üyeleri davet edildi. Bu bölümdeki bazı dersler dışardan gelen Türkçe uzmanlarına verdirildi.

1996 yılında kabul edilen yeni Yüksek Öğrenim Kanunu ile Şumnu Yüksek Pedagoji Enstitüsü üniversiteye dönüştürüldü, Kırcaali Öğretmen Enstitüsü de Plovdiv Üniversitesi'nin bir şubesi olarak eğitim fakültesine dönüştürüldü. Her iki eğitim kurumun da Türkçe bölümleri öğrenci kabul etmeye devam etti. Daha sonraları bu bölümlerde ders veren Türkoloji uzmanları Sofya Üniversitesi'nden emekliye ayrılınca Kırcaali Eğitim Fakültesi'ne kadroya alındılarsa da kendileri Sofya'da kalarak ve ayda sadece 1-2 defa Kırcaali'ye gelerek ders veriyorlardı. Fakat daha sonraları bu konuda fakülte yönetimi ile aralarında anlaşmazlık çıkınca görevden ayrıldılar ve burada Türkçe öğretmeni yetiştirecek sınıflar açıldıysa da 10 yıla aşkın bir zaman içerisinde bu eğitim kurumunda Türkçe bölümünü devem ettirecek öğretim üyeleri yetiştirilmesine imkân verilmedi. Öte yandan okullardaki Türkçe öğretmenlerinin işlerindeki belirsizliği ve çoğu zaman kadro dışı bırakılması öğretmen adaylarının Türkçe öğretmenliğine olan ilgisini azalttı. Böylece 2004 yılında Kırcaali Öğretmen Enstitüsü’nde, Türkçe bölümünde ders verecek öğretim üyesi kalmadı, üniversite adayları bu bölüme ilgi göstermiyor bahanesiyle yeni öğrenci kabul edilmedi.


Bulgaristan Eğitim Bakanlığı’nın istemleri doğrultusunda, Bulgaristan'daki herhangi bir üniversitede herhangi bir bölümün açılması, o bölümde ders verecek öğretim üyelerinin büyük çoğunluğunun o üniversitenin kadrolu elemanı olmasına ve ülkenin vatandaşı olması şartına bağlanmıştı. Bu şartlarda Kırcaali Eğitim Fakültesi’nde ayrı bir Türkçe bölümünün açılması, Türkoloji uzmanı (profesör, doçent veya bu alanda doktora yapmış uzmanlar) bulunmamasından imkânsız olmuştur.
Bulgaristan'da Türkçe eğitim-öğretimin sorunlarını çözmek de tabi ki Bulgaristan'daki siyasetçilerin görevidir. Yani Türkçe eğitimin önünde görünmez engeller teşkil eden yasa ve tüzüklerdeki gerekli olan değişiklikleri gerçekleştirerek Türkçe eğitimini cazip hale getirmelidirler.

Ancak bu, tek başına bir siyasi partinin çözebileceği bir sorundan daha büyük ve fedakârlık isteyen bir problemdir. Bu sorun ancak Bulgaristan Türklerine yönelik sivil toplum kuruluşlarının, eğitim kurumlarının, Türk Dünyasıyla ilgili vakıfların, eğitim ve araştırma merkezlerinin, Türk milli bilincine sahip bütün organizasyonların hatta Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin desteği ile çözülebilinecek bir sorundur.

Ben sözlerime son vermeden önce insan için anadilinin ne kadar önemli olduğunu şu örnekle ifade etmek istiyorum.

 

Sadece anadili Avarca ile şiirler yazan Dağıstanlı şair Resul Hamzat, Fransa ziyaretinde, vaktiyle Dağıstan’dan kaçmış bir ressamla tanışmış. Ressam şaire doğduğu yeri söylemiş. Şair memleketine dönünce, ressamın yakını olup olmadığını soruşturmuş. Ressamın annesi sağ imiş. Şair, anayı bulup ona uzun uzun oğlunu anlatmış. Sonunda ana ressama “Oğlumla benim ona öğrettiğim dilde mi konuştunuz?” diye sormuş. Şairin cevabı “Hayır ana; oğlun senin ona öğrettiğin anadilini unutmuş. Onunla tercüman aracılığıyla konuştuk” olunca, ana o dakika başına siyah örtüsünü çekmiş ve “Benim oğlum ölmüş!” cevabını verip ağlamaya başlamış. 

Hepinize teşekkür eder, saygılar sunarım.